İsa’nın göğe yükselişi ve tarikat okulları

Posted: August 30, 2016 in BirGün Köşeyazıları
Tags: , , , , , , , , , ,

Paskalya tatili havanın soğuk olmasına rağmen iyi oldu. Biraz dinlendik, eş dostla görüşme fırsatı bulduk. Çoktandır aklımda olan ara sıra arkadaşlarla tartıştığımız bir meseleyi paylaşmak istedim.

Türkiye’de özellikle ‘laik’ kesimde yaygın inanışlardan birisi Avrupa’nın bu din meselesini yüzyıllar önce aştığı, Türkiye’nin ise hala aydınlanmanın gerisinde kaldığı hatta daha da geriye gittiği. Bu “ileri gitme-geri gitme” meselesi hem göreli bir durum hem de oldukça içi boş. “Büyüme ideolojisi” diyebileceğimiz bir çerçeveden bakılırsa Türkiye’nin pek çok açıdan ‘ileriye’ gittiğini söylenebilir. Bu ‘ilerinin’ ne olduğu daha önemli bence. Kimine göre duble yol uzunluğu ileri gitmek kimine göreyse sendikal hakların korunması ve yaygın kullanılması ileriye gitmek. Ama ileri dediğiniz şeyin ne olduğu belirleyici. Eğitimde de bu tartışılan 4×4 eğitim reformu hikayesini anlamış değilim. İtiraf edeyim bakıp incelemedim de.

Ancak bu ‘eğitimde laiklik elden gidiyor… muassır batı medeniyetinin laik eğitimi’ meselesi çok da gerçeği yansıtmıyor. Memleket ahalisinin ezberinde bir dizi mit gerçeklerden daha yaygın sanıyorum. Önce yumuşak yerlerden başlayalım:

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Batı Avrupa’nın gelişmiş krallıkları ve daha pek çok dünya devleti maalesef kendilerine atfedilen düzeyde veya şekilde bir laik niteliğe sahip değiller.

Cumhuriyet ile laiklik ve/veya demokrasi arasında zannedildiği gibi bir zaruri ilişki de yok. İran, Kaddafi’nin Libya’sı bir tarafta Avrupa’nın krallıkları diğer uçta buna örnektir. ‘Demokrasinin beşiği’ hala sembolik düzeyde de olsa bir monarşidir. Hollanda da, İspanya da, Danimarka da, İsveç de, Norveç de, Belçika da krallıkla yönetilir. Avusturalya’nın resmi devlet başkanı İngiltere kraliçesidir.

Mahkemeye gittiğinizde ya da evlenme dairesinde önünüze öncelikle İncil konur yemin etmeniz gerektiğinde. Seküler yemin olanağını kaldırmadan tabii.

Hafta sonları tanımadığınız kadınlar ve adamlar kapınızı çalıp sizi bilmem ne hristiyan tarikatına davet edebilir veya ‘gel birlikte İncil okuyalım’ diyebilir. Siz de kibarca “almayayım” diyerek uğurlayabilirsiniz.

Kilise meselesine geldik nihayet. Öncelikle, en azından onlarca farklı kilise olduğunu hatırlamak gerek. Bu üç aşağı beş yukarı bizdeki tarikatlara denk düşen bir tür zenginlik. Kilisenin varlığı ve gündelik hayata müdahalesi her zaman o Pazar günü kapınızı çalan ‘mümin’ kadar yumuşak sayılmaz. Okul meselesi bu alanlardan birisi.

Örneğin bir komşumuzun küçük bir çocuğu var; henüz okul çağında değil. Anne baba oldukça laik, hatta dinsiz. Ama baba, çocuk bir yaşına girdiğinden beri semtin önde gelen kiliselerinden ikisine müdavim olmuş durumda. Nedeniyse, kiliseye devamsızlık yapmayanların çocukları mahallenin en iyi okuluna girmek için avantaj elde ediyorlar. Rahipten referans almak üç beş puan kazandırıyor ve okul sırasında bir o kadar öne geçiriyormuş ufaklığı.

Aman efendim başka okula gitsinler diyebilirsiniz. Ama gerçek şu ki İngiltere’deki ilk ve orta öğretim okullarının yüzde 30’dan fazlası kiliseye bağlı. Kilise okulların müfredatına müdahale edebiliyor ve öğrenci kabulünü ise neredeyse tekelinde tutuyor. Daha da önemlisi kilise okulları oldukça başarılı ve bu okulların öğrencileri görece daha başarılılar.

Şimdi bu ‘aşmış ve aydınlanmış’ İngiltere’de zaten 19 yüzyıla dek pek az olan okulların çoğu kiliselere aitmiş. Bugün de 20 bin kadar okulun üçte biri kiliseye ait. Bunların yanında çok sayıda Müslüman ve Yahudi okulu da var.

Bu ‘dini’ okullara kanunla güvence altına alınan günlük ibadet zorunluluğu koyma hakkı da tanınmış durumda. Daha da önemlisi bu günlük dini eğitim zorunluluğu aynı zamanda tamamen ya da ekseriyetle Hristiyan nitelikli olmak zorunda. Son yıllardaki değişikliklerle bu biraz hafifletilmiş. Mesela 1997’den bu yana devlet sadece Hristiyan ve Yahudi okullarını değil Müslüman okullarını da maddi olarak desteklemeye başlamış. ‘Allahtan’ yeter sayıda (üçte iki oranında) bağımsız devlet okulu da var da hepimiz kiliseye ya da camiye gitmek zorunda değiliz.

Aman bu yazdıklarımı teklif diye almayın. Pazar kafasıyla yazılmış şeyler bunlar. Yoksa tarikat okulu açın falan diye bir önerim yok. Ama yine de bu aydınlanmış batıdan bahsederken batıya doğru bir kez daha bakalım.

İyi pazarlar ve bol şanslar.

* This article was first published in BirGun: http://www.birgun.net/haber-detay/isa-nin-goge-yukselisi-ve-tarikat-okullari-12159.html

** İbrahim Sirkeci Londra Regent’s Üniversitesi’nde Ulusötesi Çalışmalar ve Pazarlama Profesörü olarak görev yapmaktadır.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s